Bu metni ilk kez 2012 yılında, seçme ve seçilme hakkı verilişinin 78. yılı vesilesiyle yazmıştım. Aradan geçen zamana rağmen sorunun değişmediğini fark edince, bu bloğun ilk sahne notu olarak buraya bırakıyorum.
Siyasette Kadının Adı Neden Yok?
"Herkes,
insanlığın genel iyilik halini artırmak için, küçük de olsa, hatta küçücük de
olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy)
Tarih: 5 Aralık 2012; kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkının
verilişinin 78. yıldönümü.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, 1930 yılında
yerel seçimlerde, 1934 yılında da genel seçimlerde Türk kadınına seçme ve
seçilme hakkını tanıyan Türkiye, dünyada bu hakkı kadınlara ilk veren
ülkelerden birisidir.
Demokratikleşme alanında atılmış en önemli adım, hiç
şüphesiz kadınlara seçme ve seçilme hakkını verilmiş olmasıdır. Cumhuriyet'in
kurulduğu bu ilk yıllarda temel hedef, modern bir devlet örgütünün temelinin
atılması olarak belirlenmiş. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların kamu
alanına girmesi sağlanmış, eşitlikçi kamu politikaları ile devlet tarafından bu
katılım özendirilmiş ve desteklenmiştir.
Kadınların siyasal alana ve kamusal alana katılımlarının
artırılmasında da önem taşıyan bu gelişme, parlamentoda kadınların temsilini
ancak sembolik oranda artırabilmiştir.
Tek partili dönemden çok partili döneme geçildiği zaman ise zaten az
olan kadın temsilinin daha da düştüğü görülmektedir
Bugüne kadar abartılı olarak kadına seçme ve seçilme hakkını
veren ilk ülke olmakla övündüğümüz Türkiye'de kadın, niçin siyasette adeta yok
gibidir?
Ancak daha önemlisi, hakkın verilmiş olmasından çok, bu
kazanılmış hakkın kullanılmasıdır.
Ne ölçüde kullandığımız sorusu ise gündeme gelmektedir.
2007 Genel Seçimleri'ne kadar 1935 yılındaki % 4.5’lik oranı
aşamadığı görülmektedir. 2007 seçimlerinde ulaşılan % 9,1’lik oran ise, dünya
ülkeleriyle kıyaslandığında çok düşük olup, olması gereken oranın oldukça
altındadır.
Tüm partilerde parti teşkilatını erkekler oluşturur,
nadiren, çok özel bir iki kadın bu yapılanmanın içerisinde yer alır, diğerleri
ise partinin kolluk görevini yürüten arka güçler gibidir. Kadınlar hâlâ kadın
kollarında çalıştırılarak, merkez siyasete egemen olmaları engellenmektedir. Kadın
potansiyelinden yararlanırken, böylelikle siyaset dışı bırakılmaktadır.
Ne kadar sosyal paylaşım medya varsa izliyorum, tık yok.
Kadınlar günü veya Sevgililer günü kadar ses getirmeyen bir konu. Oysa, Türk
Anayasası’nın 10. maddesinde yer alan “Kadınlar ve erkekler eşit haklara
sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür,” hükmü
her şeyi çözmeye yeterli, yeter ki uygulansın, yeter ki kağıt üzerinde kalmasın.
Ayrıca, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)
gibi, uluslararası belge ve sözleşmelerden gerektiği şekilde de
yararlanılmalıdır. Aksi takdirde, kadınlar kazanılmış haklarına sahip
çıkmadıkça, sümen altında kalmaya, bir bu kadar daha devam eder.
© HanifeDikbıyık — Bu metinden kısa alıntılar, yazar adı ve kaynak belirtilerek yapılabilir.
Metnin tamamı ya da önemli bir bölümü izinsiz çoğaltılamaz.
05 Aralık 2012
Bodrum
https://hanifedikbiyik.blogspot.com/ da yayınlanmıştır.
Not: Bu metin, daha sonra yazılacaklara bir eşik olarak burada duruyor.
Yorumlar
Yorum Gönder