Kayıtlar

Sahnesiz Tiyatro: Balıkesir’de Amatör Olmak

Resim
  Sahnesiz Tiyatro: Balıkesir’de Amatör Olmak Balıkesir’de tiyatro var. Ama sahnesi her zaman yok. Provasını yapacak yer bulamayan, dekorunu evinde saklayan, kostümünü kendi diken, metnini gece yazan insanların tiyatrosu bu. Adına “amatör” deniyor. Oysa bu kelime çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Amatörlük, eksiklik değil; çoğu zaman imkânsızlık içinde ısrar etmektir. Balıkesir’de bir tiyatro festivali yapılıyor. Bu, kıymetli bir şey. Ama şu da bir gerçek: Bu festivalin yükünü büyük ölçüde gönüllü çalışan amatör tiyatrolar taşıyor. İlçelerin gençlik tiyatroları, bağımsız topluluklar… Ücretsiz çalışan, kendi cebinden harcayan, sadece üretmek isteyen insanlar. Biz de onlardan biriyiz. Hiçbir ödenek almadan, hiçbir maddi destek görmeden, kendi imkânlarımızla hazırladığımız oyunları bu festivalin bir parçası olarak sahneledik. Belediyenin kültürel etkinliğine katkı sunduk. Karşılığında ne bekledik? Büyük şeyler değil. Bir teşekkür, bir kayıt, bir cümle. Geçen yıl bir bardak su bile ikram ...

MERHABAYA NİŞAN TAKAN DİJİTAL ROMANTİKLER

Resim
  MERHABAYA NİŞAN TAKAN DİJİTAL ROMANTİKLER Onaydan sonra çat “merhaba” Sen nezaketen “merhaba” diyorsun, karşı taraf içinden düğün salonu bakıyor. ..... Türkiye bireysel internetle 1997’de tanıştı. Üzerinden 29 yıl geçti. Yani internet bizde ilkokula başladı, üniversiteyi bitirdi, işe girdi. Ama biz hâlâ ona “misafir çocuğu” muamelesi yapıyoruz. Hâlâ Facebook’taki “arkadaş ekle” butonuna basılınca kırk yıllık mahalle ahbaplığı kurulacağını sanan bir kitle var. Canım… Gerçek hayatta bırak arkadaş olmayı, aynı kaldırımda yürürken mesafe ayarladığın insan sosyal medyada geliyor: “Canııım nasılsınnn 🌸” ..... Sen kimsin? Ben seni nereden tanıyorum? En son hangi yangında birlikte hortum tuttuk? Ama suç sadece insanların değil. O butonun adı baştan yanlış. Oraya “arkadaş ekle” yazarsan, bizim millet düğün davetiyesi zanneder. Doğrusu şu: “kullanıcı ekle” hatta daha dürüstü: “erişim iste” Çünkü yapılan şey arkadaşlık değil. İstatistik. Takipçi sayısı yüksek olunca kendini Birleşmiş Mille...

Ben Yapabiliyorum. Yine de Satın Alıyorum.

Resim
Ben Yapabiliyorum. Yine de Satın Alıyorum. Annem derdi ki: “Kadın kırkında tam kadın olur.” Çünkü on beşinde başlar öğrenmeye. Ev idaresi, çocuk, bütçe, mutfak, sabır… Yirmi beş yıl geçer. Kadın pişer. Ben kırkı geçtim. Çok şey biliyorum. Kanaviçe biliyorum. Etamin biliyorum. Yorgan dikmesini biliyorum. Zeytin kurarım, turşu basarım, salça yaparım. Sarma sararım. Kek, börek, poğaça, baklava yaparım. Örgü örerim. Ama her bildiğimi yapmıyorum. Salçayı bazen satın alıyorum. Sarmayı hanımeli pazarından alıyorum. Poğaçayı fırından alıyorum. Çünkü biliyorum ki: Bilmek, satın almamayı gerektirmez. Bir şeyi yapabiliyor olmak, onu yapanın emeğini değersizleştirme hakkı vermez. Geçen gün standımda bir kadın ördüğüm bir ürünün fotoğrafını çekmek istedi. “Torunuma örerim,” dedi. Çekebilirsin dedim. Kul razı geldi. Allah razı gelir mi, orasını bilemem. Çünkü ipi alırken para veriyoruz. Ama emeğe gelince “Ben de yaparım” diyoruz. Oysa mesele yapabilmek değil. Mesele şudur: Bir kadının zamanına değer...

Dibe Vurmak: Burjuvazinin Sınırı Var mı?

Resim
  Dibe Vurmak: Burjuvazinin Sınırı Var mı? Yaklaşık kırk yıl önce, bir arkadaş sohbetinde sormuştum: “Gerçekten sosyalist bir sistem dünyada pratiğe geçebilir mi?” Cevap netti, neredeyse kehanet gibi: “Burjuvazi dibine kadar yaşanmadan olmaz.” O gün bu cümleyi biraz abartılı, biraz da romantik bulmuştum. Bugün ise dönüp bakıyorum: Belki de fazla iyimsermişiz; çünkü burjuvazi, “dip” kavramını bile aşağı doğru genişletmiş durumda. Skandal Değil, Sistem Epstein olayı, tekil bir ahlaksızlık hikâyesi değil. Bir “çürük elma” masalı hiç değil. Sermaye sahipleri, siyasetçiler, istihbarat çevreleri, medya patronları… Gücün olduğu her yerden izler taşıyan, İnsan bedeninin –hatta çocuk bedeninin– bir pazarlık nesnesine dönüştüğü bir ağdan söz ediyoruz. Bu noktada durup sormak gerekiyor: Bu sadece bireysel sapkınlık mı, yoksa sınırsız gücün denetimsiz kaldığında vardığı yer mi? Eğer bu tabloya hâlâ “istisna” diyorsak, sorun olaylarda değil, bakış açımızdadır. Marks’ı Yeniden Okumak Gerekiyor M...

Bir Milat Sabahı

Resim
 Bir Milat Sabahı Bugün 1 Şubat 2026. Bu tarihi özel kılan büyük bir olay olmadı aslında. Ama içimde bir şeyin yerine oturduğunu net bir şekilde hissettim. Bir süredir Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını okuyorum. Ağır ağır. Acele etmeden. Bazen günde beş sayfa, bazen on sayfa, bazen sadece bir sayfa. Özellikle Kırmızı Ayakkabılar bölümünde uzun zamandır oyalanıyorum. Sanki bitirmem gerekmiyormuş gibi. Bu süreçte rüyalarla da daha yakından ilgilenmeye çalışıyordum. Rüyaları en ince ayrıntısına kadar hatırlamaya, hiçbir detayı kaçırmamaya, sonra da bunları yazıya dökmeye… Çünkü hep şuna inanmıştım: Mesaj detayda gizlidir. Ama bu çaba beni her zaman rahatlatmadı. Bazen rüyayı hatırlayamıyordum. Bazen bir kısmı aklımda kalıyor, bir kısmı kayboluyordu. Eksik olunca yazmak da anlamsız geliyordu. Ve yazamadığımda, sanki bir şeyleri doğru yapamıyormuşum gibi hissediyordum. Bugün Bu sabah uyandığımda farklı bir şey oldu. Rüyayı detaylarıyla hatırlamaya çalışmadım. Kim vardı, ne oldu, nerede ...

Fenle Hayatta Kalırsın, Sanatla Nefes Alırsın

Resim
  Fenle Hayatta Kalırsın, Sanatla Nefes Alırsın Bizim kültürümüzde çocuk yetiştirmek denince ilk akla gelen şey fen ve matematik oluyor. Veliler, çocuklarının başarılı bir geleceğe sahip olabilmesi için özel derslere, test kitaplarına, dershanelere büyük yatırımlar yapıyor. Sınavlarda yüksek puan almak, iyi bir üniversiteye girmek, prestijli bir meslek edinmek, Tüm yol haritası bunun üzerine kurulu. Ama gözden kaçan çok önemli bir şey var: Yaratıcılık. Hayat, sadece doğru cevabı bulmakla akıp gitmiyor. Çoğu zaman karşımıza öyle problemler çıkıyor ki, kitabın arkasında çözümü yazmıyor. İşte o anlarda, ezberden değil yaratıcılıktan beslenen fark yaratıyor. Sanat, özellikle de tiyatro, gençlere bu beceriyi kazandıran en güçlü alanlardan biri. Bir oyun sahneye koymak, rol üstlenmek, doğaçlama yapmak; tüm bunlar çocuğun kendine güvenmesini, ifade gücünü, empatisini ve iletişim becerisini geliştiriyor. Matematikte yetenekli olan bir öğrenci, tiyatro sayesinde cesurca fikirlerini sunab...

21.12.2012 Fenomeni

Resim
21.12.2012 Fenomeni  21 Aralık 2012’de kıyamet kopacağını ve Dünya’nın sonunun geldiğini konuşuyor herkes. Referans ise Maya’lar gösteriliyor. Kim bu Mayalar? K.Kolomb öncesi Orta Amerika uygarlıklardan biri. Mayalar şaşırtıcı bir astronomi, matematik, mimari ve sanat bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Mayalar'ın bu kehanetine nasıl ulaşıldı? Bütün bunlar dünyaca ünlü Astra fizikçi Coterelli'nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert'in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi çözmeleriyle oldu. Şifre nasıl çözüldü? Ünlü astro fizikçi Cottorel, bir kapak üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ...