Dibe Vurmak: Burjuvazinin Sınırı Var mı?
Dibe Vurmak: Burjuvazinin Sınırı Var mı?
Yaklaşık kırk yıl önce, bir arkadaş sohbetinde sormuştum:
“Gerçekten sosyalist bir sistem dünyada pratiğe geçebilir mi?”
Cevap netti, neredeyse kehanet gibi:
“Burjuvazi dibine kadar yaşanmadan olmaz.”
O gün bu cümleyi biraz abartılı, biraz da romantik bulmuştum.
Bugün ise dönüp bakıyorum:
Belki de fazla iyimsermişiz; çünkü burjuvazi, “dip” kavramını bile aşağı doğru genişletmiş durumda.
Skandal Değil, Sistem
Epstein olayı, tekil bir ahlaksızlık hikâyesi değil.
Bir “çürük elma” masalı hiç değil.
Sermaye sahipleri, siyasetçiler, istihbarat çevreleri, medya patronları…
Gücün olduğu her yerden izler taşıyan,
İnsan bedeninin –hatta çocuk bedeninin–
bir pazarlık nesnesine dönüştüğü bir ağdan söz ediyoruz.
Bu noktada durup sormak gerekiyor:
Bu sadece bireysel sapkınlık mı,
yoksa sınırsız gücün denetimsiz kaldığında vardığı yer mi?
Eğer bu tabloya hâlâ “istisna” diyorsak,
sorun olaylarda değil, bakış açımızdadır.
Marks’ı Yeniden Okumak Gerekiyor
Marks burjuvaziyi ahlaken yargılamaz.
Onu bir tarihsel sınıf olarak analiz eder.
Ve der ki:
Kendi çıkarının önünde hiçbir kutsal tanımaz.
Bugün yaşananlar, bu tespitin güncellenmiş hâlidir.
Sermaye artık sadece emeği değil,
mahremiyeti, bedeni, veriyi, suçu ve sessizliği de satın alıyor.
Epstein dosyaları bize şunu gösteriyor:
Burjuvazi artık sadece sömürmüyor;
karanlığı da örgütlüyor.
Proleterya Nerede?
Asıl soru burada başlıyor.
Bu kadar açık bir çürüme karşısında,
neden hâlâ bu kadar dağınığız?
Neden hâlâ “izleyici”yiz?
Proleterya uzun süredir sadece yoksullaştırılmıyor; aynı zamanda parçalanıyor, yalnızlaştırılıyor ve hafızasızlaştırılıyor.
Oysa sınıf olmak, sadece aynı yerde çalışmak değil;
aynı kaderin farkına varmaktır.
“Mümkün mü?” Değil, “Zorunlu mu?”
Bugün sosyalizm sorusu hâlâ şöyle soruluyor:
“Mümkün mü?”
Belki de yanlış soru bu.
Asıl soru şudur:
Bu düzene başka bir cevap üretmek zorunlu değil mi?
Çünkü mesele artık eşitlik ideali değil sadece;
insan onurunun hayatta kalma meselesi.
Dibe Vurmak Bir Son mu?
Tarih şunu öğretir:
Dibe vurmak bazen çöküş değil,
bilincin uyanış noktasıdır.
Ama bu kendiliğinden olmaz.
Örgütlenme ister.
Dayanışma ister.
Ve en çok da korkmamayı.
Hak verilmez.
Hak, talep edilir.
Gerekirse alınır.
Belki de bugün yaşadıklarımız,
kırk yıl önce duyduğum o cümlenin gecikmiş teyididir:
Burjuvazi dibine kadar yaşandı.
Şimdi sıra, proleteryanın kendine gelmesinde.
Hanife Dikbıyık
04. Şubat 2026
Balıkesir
© HanifeDikbıyık — Bu metinden kısa alıntılar, yazar adı ve kaynak belirtilerek yapılabilir. Metnin tamamı ya da önemli bir bölümü izinsiz çoğaltılamaz.

Yorumlar
Yorum Gönder